Sevgi
Sevgiyi anlatmak için söylenmiş ve söylenecek sözlerin çokluğu, konunun ne kadar çok irdelendiğinin yanısıra ne kadar az anlaşıldığını da gösteriyor; çünkü iyice anlaşılmış, yerine oturmuş konularda insanlar daha fazla fikir üretmek gereğini pek hissetmezler…
Sevgiyi sözcüklerle tanımlamak gerekseydi “yaşamın amacı” derdim.. Herşeyin çıkış noktası ve yaşamın doğal amacı sevgidir. Sevgi yenilmezliktir, herşeyi bilmemizi sağlayan güçtür, saflıktır, doğanın sonsuz düzenleyici gücüdür, doğruluk ve dürüstlüktür.
Sevgiyi en iyi nasıl yaşayabiliriz... Önce kendimizle başlamalıyız sevmeye, önyargısız, tüm doğallığımızla… Doğanın bize cömertçe sunduğu mükemmelliği özümsemeli, tüm varlığımızla bu olağanüstü varlığı paylaşmalıyız. Aşk çiçek gibidir ; içinde tomurcuklanmaya başladığı anda onu beslemek, paylaşmak, başkalarına sunmak zorundasın. Ne denli cömertçe verirsen aşkını, o denli büyür ve gelişir.
Paylaşmak ve bilincinde olmak , sevginin beslenip gelişmesini sağlar. Kendimizi sevme bilinci , bize zahmetsizce çevremizdekileri sevmeyi öğretmeye başlar; çevremizdeki tüm varlıkların güzelliklerini keşfetmeye, önceleri farkedemediğimiz iyi tarafları algılamaya ve onları sevmeye başlarız.
Esas inanılmayacak olan ise bundan sonra gerçekleşir, doğa varlıkları da sevgimizi farkedince sevgilerini sunarlar ve doğanın sevgimizi nasıl paylaştığını, ne kadar cömertçe cevapladığını görür, şaşkınlık ve saygı ile dolu bir mutluluğu yaşamaya başlarız… Vermeyi sürdürdükçe sevgimizi, gün gelir, bitmez bir aşk kaynağı haline dönüşürüz.
çevrene şöyle bir göz at, her şey gerekli ve yekdiğeriyle bağlantılı,
öyle değil mi?
Her şey karşılıklı alış veriş içinde ve birlikte. Kimse üstün, zayıf, yüksekte,
alçakta olamaz. Sen ve herbiriniz kıyaslanamayacak kadar TEK’siniz.
Sen gereklisin, vazgeçilmezsin.
Bu gerçeğin dışında cilalar, boyalar, makyaj ve sıfatlar anlam taşımaz…
tek mucize doğaya, insan doğasına yol vermekten, ona engel olmamaktan
geçer. Gerektiği gibi değil, dilediğince yaşa,
ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün…
rajneesh bhagwan (osho)
Hepimiz kardeşiz ve temelimizde sevgi var. Sevgi , yaşama anlam ve nitelik kazandırır, kötülükleri ve mutsuzlukları yok eder, doğal gelişim ve iyileştirme sevgi sayesinde gerçekleşir, sevgi sayesinde vücudumuzun kontrolü egomuzdan ruhumuza, iç bilincimize geçer. Egomuzun toplumsal etkiler ile varmış olduğu tüm çelişkiler ve yanlışlar geride kalır.
İç bilinç ve vücut iletişimi gerçekleşince, iletişim eksikliğinden kaynaklanan acılar ve rahatsızlıklar son bulur, bilincin bütünsel fonksiyonları geliştikçe, tüm kişilik canlılık kazanır.
İnsan doğuştan kendisine ve çevresindekilere dosttur, zaten tüm din kitapları insanın tanrının imajında yaratıldığını söylemezler mi?
Gel, gel, kim olursan ol gel,
meraklı, ibadetçi, aşık, öğrenci olabilirsin
fark etmez.
Bizimki umutsuzluk kervanı değildir,
gel
andını, yeminini bozdunsa
bin kez bile bozdunsa gel
kim olursan ol gel
yine gel.
Mevlâna
Tanrı insanın içindedir ve erişilmez değildir, Yunus’un, Mevlana’nın, Pir Sultan Abdal'ın ve daha nice büyük insanların da yaptıkları gibi sevgi yolu ile içimizdeki tanrıya ulaşıp kesintisiz mutluluğu yakalayabiliriz. Sevginin aydınlattığı yenilmez mutluluğu yakalamak için ortamımızın, sıkıntılarınızın veya içinde bulunduğumuz şartların hiç önemi yoktur, olabildiğince doğal bir buluşmadır bu…
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...
Nazım Hikmet
Büyük ustanın bu mükemmel şiiri, aylarca karanlık hücre hapsinden sonra çıkartıldığı hapishane avlusunda ne denli içinde bulunduğu dayanılmaz şartlardan uzak, ne denli yenilmez ve mutlu olduğunu hissettiğini, içindeki sevgi ateşini nasıl da sıcacık tutabildiğini ne güzel anlatıyor, içsel aydınlanmasını nasıl da açıkça gözlerimizin önüne seriyor… Başka bir insanın çıldırabileceği, kahrolabileceği şartlarda o, belki de yaşamının en anlamlı şiirini dile getiriyor…
Hepimiz günün birinde içimizdeki sevgi ateşini farkederiz ve mutluluk yolunda önemli bir adımı atmış oluruz, er ya da geç sevgi kalbimize yön verecek ve yaşamımıza anlam getirecektir. Günümüz insanı ne yazık ki bu gerçeği görmezlikten gelerek, sevgiyi zayıflık veya toplum yaşamında zarar görülesi bir duygu olarak tanımlayarak kendi iç dünyalarına hapsetmek zorunda kalmışlardır.
İş hayatında, günlük ilişkilerde, sokakta sevgimizi kendimize saklayarak güçlü olacağımızı sanarız, sevgimizi kullanmaktan çekiniriz, sevgiyi zevkle kullananları yadırgarız ve işin içinde ne gizli amaçların olduğunu düşünmeye başlarız. Böylesine güçlü ve doğal bir duygunun aslında işlerimizi ne denli kolaylaştırabileceğini, görebileceğimiz zararın korkusunu bir kenara bıraksak ve sevgiye teslim olsak ne denli rahat edebileceğimizi ve gerçek sevgi zırhına sığınan bir insanın yenilmezliğini ne yazık ki düşünmeyiz…
adamın biri, kaybettiği iğnesini sokakta aramaktadır,
“neden evinde aramıyorsun, iğneyi evde düşürmemiş miydin?”
diye soranlara şu yanıtı verir : evin içi karanlık, sokak ise aydınlık, bu nedenle iğneyi sokakta arıyorum…
kaybettiğini evinde ara, dışarısı aydınlık da olsa, orada hiçbir şey bulamassın, elindeki değerleri harcamamalısın…
rajneesh bhagwan
Sevgi dolu insanlar görmüşüzdür etrafımızda, kötülüklere bulaşmamış, maddi değerler uğruna doğruluktan ve inançlarından sapmamış, güzelliklerin mutluluğun ve iyiliğin tüm insanların hakkı olduğunu bilen insanlar… O insanlar kötülüklerle karşılaştıklarında bile tebessüm ederler ve kötülüğün esas kaynağını düşünüp karşılarındaki insanı mazur görürler, üzülmüşlerse eğer, bu üzüntü aslında karşılarındaki insan içindir.
Zaten o insana kötülük yapmak da kolay iş değildir, sevgi dolu bağışlayıcı bakışları, iç zenginliğini, doyumunu, sınırsız mutluluğunu ve yenilmezliğini minik bir gülümsemeyle öylesine güzel sunar ki, sevgisinin gücü karşısındakini etkisiz bırakmaya yeterli olur genellikle… Eğer karşısındaki kişi, kendi sevgisini yeterince derine saklayabilmiş ve üstüne yeterince kötülük depolayabilmişse, yapacaklarını yine de yapacaktır, ama iyi bir insana yaptıkları onu yaşamı boyunca rahatsız edecektir, birgün, en geç yaşamının son günü, yaptığının aslında kendisine yapabileceği en büyük kötülük olduğunu farkedecektir…
Daha küçücükken etrafımızı sarmaya başlayan sevgi duvarları, büyüdükçe sarsılmaya başlar, aile, okul, arkadaş ilişkileri, daha sonra iş ilişkileri, sevgi ile yaklaştığımız insanların hep bizi saf görüp kullanmaya kalkışmaları, yavaş yavaş sevgi bilincimizi saklamaya doğru yöneltir çoğumuzu… Bazılarımız ise sevginin gücüne güvenmeye devam ederler ama incinir ve kırılırlar, sonuç olarak sevgi yine içimize döner,dışa vuramadığımız diğer doğal duygularımız gibi kalbimize gizlenir…
Toplumun etkileri yavaş yavaş bizi değiştirmektedir… Toplumsal baskılar, çalışma hayatı ve tüm sosyo-ekonomik ilişkiler bizi sistemin öngördüğü kişiliği edinmeye zorlamaktadır. Bunun dışındaki tüm seçenekler öcüdür ne yazık ki… Sevgimiz kalbimizin en derin yerlerinde saklıdır, bazen biz onu yok ettiğimizi bile düşünürüz… Oysa sevgi tüm duyguların kaynağıdır, nefret bile sevginin incitilmesinden kaynaklanır.
Tüm dünyada sevginin hızla güçlendiğini söyleyerek sizi biraz umutlandırabilirim aslında, bu sohbetin benzerini henüz bundan onbeş yirmi yıl önce yapanların çoğu rejim düşmanlığı ve daha ağır suçlamalarla yakalanmış, hapsedilmiş ve daha da korkunç sonlarla karşılaşmışlardı, tüm söylemlerin temelinde ise sevgi vardı… Ama ne yazık ki politik yönleri ağır basmakta idi… Ve bizi yönetme yetkisini verdiklerimizce zararlı bulunmuşlardı… Günümüzde ise sevgi sıkça gündemdedir ve büyük bir hızla saklandığı yerlerden çıkmaktadır.
Uzun bir dönem boyunca engellenmeye çalışılan, tüm insanları birbirine yaklaştıran, barışı davet eden, doğayı koruyan, bireysel olduğu kadar küresel mutluluğu da yaratan sevgi doğal olarak birçok çıkar çevrelerinin korkulu rüyasıdır. Nefret tohumları ekseler de insanın doğasında var olan sevgiyi yok edememişler, tersine, birçok sivil örgütlerin ortaya çıkmasına neden olmuşlardır.
“İyilerin de gerektiğinde en az kötüler kadar cesur olması gerekir”
İsmet İnönü
Rahmetli paşanın, iyileri eyleme çağıran bu bilge daveti şükür ki yerine ulaşmaktadır artık… Beni iyimserlikle yargılamayın, unutmayın ki sevgi yolunda atılan minicik adımlar dev sonuçlar getirir…
Dünyanın her yerinde, her refah düzeyindeki insanlar yaşamlarında eksiklikler hissetmişler ve mutsuzluklarının nedenini araştırmaya, sistemi sorgulamaya başlamışlardır. Giderek haksızlıkların, zorbalıkların karşısına dikilenler çoğalmış, doğayı ve insanları zarara uğratanlar gözler önüne serilerek, haksızlıklara ve kötülüklere savaş açılmıştır. Globalleşme ve haberleşme yolundaki büyük ve engellenemez gelişmeler, en acımasız yönetimlerin bile eylemlerini sınırlamaya başlamıştır.
Yönetimlerin ana görevi, toplumun huzurunu ve barışı korumaktır. Kötülerle savaşmaları ve iyilerin özgür, korkusuz ve mutlu yaşayabilecekleri bir dünya oluşturmaları için bizim tarafımızdan görev verilmiştir onlara. Ne yazık ki onlar görevi kimden aldıklarını hatırlamamakta ve kötülere hizmet etmektedirler. Bizlerden çok kendilerini ve çıkarları olan çevreleri kayırmaktadırlar.
Aralarında tek tük bulunan sevgili ve dürüst yöneticiler ise ne yazık ki etkili olamamakta, haksızlıkları gözlerimiz önüne sermekten öteye geçememektedir. Onları sevgiyle ve saygıyla kutluyor olmamız dışında bir çıkarları yoktur. Ne yazık ki kötülerin en büyük hedefi de onlardır, ellerinden gelen en feci tezgahlar ve iftiralar hep o cesur insanlara yöneliktir. Ne mutlu ki artık o güzel insanlar kendilerini boşa feda etmediklerini ve bizim takdirimizi bilmekteler…
Günümüzde yönetilenler, yani dünyanın esas sahipleri susmamaları gerektiğini, haksızlıklara karşı geldiklerinde önemli bir güç oluşturabildiklerini öğrenmişlerdir. Bugün bir diğer yerde yaşananın yarın kendileri için de geçerli olabileceğini örneklerle anlamış ve duyarsız kalınmaması gerektiğini öğrenmişlerdir.
Sevginin karşıtı sevgisizliktir aslında… Asla nefret değildir, intikam ise hiç değil...Kalbimiz bu duygulara kapıldığında, bunların altında ezilen sevgimiz olur. Peki ne yapmalıyız? Bize düşmanca davranana, kötü niyetle yaklaşana ne yapacağız?
Benim düşüncem belki safça gelebilir sizlere, ama uyarmalıyız diyorum, yaptıklarının iyi olmadığını anlatırsak yeterli olur diyorum. Onlara aynı cevabı vermeye tenezzül edersek, onlardan farkımız kalmaz ve sevgi zırhımız artık bizi kötülüklerden koruyamaz hale gelir. Onlarla savaşmayı bu görevi kendilerine verdiklerimiz üstlendiklerinde, maddi çıkarların anlamsızlığını öğrendiklerinde zaten bu sorunun ortadan kalkacağına inanmalıyız.
Dinlere göre (dinlere göre dememin sebebi dinlere veya tanrıya inanmayan kardeşlerimin de düşüncelerine saygımdandır. Sevgiye ulaşmak için ille de tanrıya veya yolladığı peygamberlere inanmak gerekmez, yanlış uygulamalar yüzünden reddettikleri kavramları kınamak değil niyetim.) hepimiz tanrının bir parçası olduğumuzdan, birini öldürmek aslında insanın kendisini öldürmesidir. Her ne sebeple olursa olsun öldürmek, insanın kendisine yapacağı en büyük kötülüktür.
Tarih boyunca değişmez bir kural vardır, yakılan insanlar kahraman,
yasaklanan kitaplar klasik olmuştur.
Tao - üç hazine-
Farklı din veya milletten insanlar, eğer tanrıyı yeterince anlamış olsalardı, yani içlerindeki sevgiyi tanısalardı, gökyüzünde aramak yerine içlerinde bulabilselerdi, insanlık bu denli cehalet içinde olmazdı, ne yazık ki körler tarafından yönetilmekteyiz… Nietzche bu anlamda “artık tanrı öldü” der, aslında öldüğü söylenen olsa olsa tanrı ile insanlar arasındaki bağdır.
.
Katılmasak ta gerekliliğine, savaşlar hep olmuş, insanlar ölmüş ve hatta her ülke anayasasının bireylerine yasakladığı insanın insanı öldürmesi eylemi din veya ülke uğruna olduğunda haklı gösterilmiş, hatta insanlar kazandıkları zaferleri gurur vesilesi yapmışlardır. Sevgiyi bulamazsan, enerjin, enerji fazlalığın yıkıcı, öldürücü bir güce dönüşebilir.
İnsanlar birbirini sevseler, kötülüğü yok etseler, bu seviyede bir bilinç hakim olsa dünyaya, sevginin özgürce hüküm sürdüğü bir dünya kurulabilse ve silahlara harcanan tüm savunma giderleri bu kurulan dünya için ayrılsa ve kardeşçe yaşasaydık yok etmeden birbirimizi…
hitler amca,
birgün de bize buyur
kâhkülünle bıyıklarınla
anneme göstereyim
karşılık olarak ben de sana
mutfaktaki dolaptan aşırıp
tereyağı veririm
askerlerine yedirirsin…
orhan veli - 1939
Oysa tüm peygamberler aynı mesajlar tekrarlamıyorlar mı? Ya bizi yönetenlerin görevi mutluluğumuzu sağlamak değil mi? Gelin biz onların düştüğü hatalara artık düşmeyelim, yine onlara biz yol gösterelim ve hakettiğimiz sevgi dünyasını isteyelim onlardan…
Sevgi yaşamımıza hakim olduğunda, sağlığımızı başta olmak üzere tüm güzelliklerimizi harekete geçirir, yaşamımıza huzur ve anlam getirir, tüm faaliyetlerimiz için gerekli olan yaratıcılığı ve enerjiyi bize cömertçe sunar. Sevgiye doğru atacağımız birkaç adımın bizi nasıl olumlu etkileyeceğini ve yaşamımızın nasıl mükemmele, saygın ve tatmin dolu bir yola gireceğini hiç düşünüyor muyuz?
Baktım iki kişi ağlıyordu,
birisi birşey oldu deye
öbürü olmadı deye
birisi ağlayordu birşeyler olducana
öbürü ağlayordu birşeyler olmadıcana
birisi bakıyordu bunlara biryerlerden,
aranan bir gerçeği gözle anlatırcasına…
unutmayın ki yaşam, öldüresiye güzel değildir,
hepimiz ikinci perdedeyiz, ikinci perde bitmez
birinci perdede umutlar vardır, yetmez
üçüncü perdeye kim kalır, kim kalmaz
belli olmaz
özdemir asaf - 1983
Doğu bilgelerinden birkaç sözü de sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim, yorumlarınızın sizlere mutluluk getirmesini diliyorum…
eylemlerini bir oyun oynuyormuşçasına,bir aktör gibi gerçekleştir,zaten her şey bir oyundur, ya da oyunun bir bölümü…
zenginler varlığa sığınıp onu ilahları yaparlar, yoksullar yoksulluğa sığınıp onu zincirleri yaparlar, sadece bilgeler nesnelerin ve uğraşın gerçek anlam ve değerini ve varlık ve gösterişin yada bunun aksinin nedenini bilirler.
Bir insanın veya bir toplumun üstün olduğu inancına asla güvenmeyin, çünkü bu duygu gerçek değil, inançtır.. inancın ötesine, gerçeğe gitmelisiniz. Bir zamanlar size çok yararlı olmuş olsalarda, tüm inançların yararsızlaşabileceğini, hatta tuzak olabileceklerini unutmayın.
Eleştirilere kırılmayın, övgülere sevinmeyin, bunlar yolunuzdaki engellerdir,
iç deneyimlerinize güvenmeyin, onların ötesine geçince bilgeliğe erişeceksiniz, onlar sizi aldatmak için oradadır.
Mutluluğun belli bir nedeni varsa, uzun sürmeyecektir… nedensiz mutluluk , sevinç ve huzur ise, her zaman yanıbaşında olacaktır.
İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek dilenci olursun. Bir istekten diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu doğasını kavradığında, hayatının dönüm noktasındasın demektir. Sürekli yolculuk hali iyi sonuç vermez, geri dön, evine dön…
Sevgi yolunda kimin dilenci, kimin imparator olduğunu bilemezsiniz…
Eğer bunlar belirsiz sözlerse, onları daha açık kılmaya çalışmayın, herşeyin başlangıcı belirsiz ve sislidir, sizlerin beni bir başlangıç olarak anımsayacağınızı umarım..
Ali Soysal